Mahfi Eğilmez: İstifa ve intihar üzerine

Dr. Mahfi Eğilmez

İstifa ile intihar tam olarak olmasa da kısmen birbirine benzeyen iki eylemdir.

İstifa, görev yaptığınız veya en azından adınızı koyduğunuz bir yerden ayrılma kararınızın gerçekleştirilmesidir. Bazı istifalar maddi sonuçlar doğururken bazıları yalnızca manevi sonuç doğurur. Bir kamu kurumunda ya da özel bir şirkette ücret karşılığı görevli olan bir kişi bu işinden istifa ederse ücret, lojman, sağlık sigortası gibi maddi olanaklarını kaybeder. Bir dernekte üye olan bir kişi bu dernekteki üyeliğinden istifa ederse maddi kaybı olmaz, hatta üyelik aidatı ödemeyeceği için maddi kazancı bile olabilir. O üyeliğin sağladığı tanınmışlık, itibar gibi manevi avantajlar varsa onları kaybedebilir.

İstifa tek taraflı bir eylemdir, kabule bağlı değildir. Dilekçesini yazıp veren kişi istifa etmiş olur ve işinden ayrılmasında sorun olmaz. Bu kişiden istenebilecek tek şey, yerine bir atama yapılıncaya kadar (ki bunun da bir süresi vardır) göreve devam etmesidir. Kimsenin bu kişinin istifasını kabul edip etmemek gibi bir yetkisi yoktur.

İstifa ile görevden ayrılma arasında ince bir fark vardır. Diyelim ki bir kişi bir kamu kurumunda genel müdür yardımcısı olarak görev yaparken genel müdürüyle anlaşmazlığa düşmüş ve kendi isteğiyle genel müdür yardımcılığından ayrılıp uzmanlığa geri dönmek için dilekçe vermiş olsun. Bu bir istifa değildir. Bu, bulunduğu görevden ayrılma talebidir. İstifa, kişinin bulunduğu kurumla ilişiğinin kesilmesi demektir. Bu kişi memursa istifa ettiğinde memuriyetten, özel şirkette çalışıyorsa görev yaptığı şirketten ayrılması gerekir.

İntihar, kişinin, kendi isteğiyle yaşamına son vererek bu dünyadan ayrılması demektir. Ötenaziyi ayrık tutarsak intihar da istifada olduğu gibi kimsenin onayına tabi bir karar değildir. İntihar etmek isteyen kişi bu kararı verip uyguladığında kimsenin bunu geri çevirme yetkisi ve yetisi yoktur. Kişi kararını vermişse uygular, kimseye danışmak, kimseden izin almak gibi bir durumu söz konusu değildir.

İstifa da intihar da bir çeşit başkaldırıdır. İstifada; kişi çalıştığı ya da hizmet amacıyla bulunduğu yerdeki koşullardan mutlu olmadığı, aradığı maddi ya da manevi tatmini elde edemediği ve daha iyi koşullar aramaya karar verdiği için işinden istifa edip ayrılır. İntiharda ise; kişi yaşadıklarından mutlu olmadığı, geleceğe ilişkin umutlarını yitirdiği ya da düzeltemeyeceği birtakım hatalar yaptığını düşündüğü ve çözemediği sorunlarla uğraşmaktan kurtulmaya karar verdiği için bu dünyadan ayrılmayı tercih eder. İkisi arasındaki en temel fark istifada bir başka olanağı deneme imkânı açık iken intiharda böyle bir olanak yoktur.

Biat, önce Tanrıya sonra da Peygambere verilen bağlılık sözüdür. İslam ülkelerinde, seçilen yöneticiye de aynı bağlılık gösterilir ve onun sözünden çıkılmaz. Dinler, intiharı günah olarak değerlendirir: Tanrının verdiği canı ancak Tanrının alacağı kabul edilir. İntihar, bu anlamda, Tanrıya karşı, biat anlayışına karşı bir başkaldırıdır ve affedilemez. Biat kültürü, bu çerçeveden bakıldığında istifayı da görevlendirmeyi yapan yöneticiye karşı başkaldırı olarak kabul ettiği için reddeder. O nedenle biat kültürünün egemen olduğu durumlarda istifa söz konusu olamaz, ancak ve ancak atamayı yapan kişinin affetmesiyle görevden ayrılma söz konusu olabilir.

Son yirmi yılda devlette görev yapan üst düzey yöneticilerden niçin kimsenin istifa etmediği, ayrılmak isteyenlerin niçin ancak onları atayan yönetici tarafından affedilerek görevden ayrıldığı sorusunun yanıtı buradadır.


Bu yazı Mahfi Eğilmez’in blog sitesinden alınmıştır

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir